vatan toprağı kutsaldır kaderine terkedilemez

şehitlerimiz uğurlar olsun

24/2/2008 · Kategori: siir

 

 

 

 

Ben bu vatan için şehit oldum ana

Ben bu vatan için şehit oldum ana
Basma ne olur yüreğine mezar taşlarını
Ağlayıp ta güldürme düşmanlarımı
Yolma sakın o ak düşmüş saçlarını

Ben bu vatan için şehit oldum ana
Yurdumda gezdirmesinler diye kirli ellerini
Kirletmesinler benim vatanımı
Gerçekleştirmesinler düşmanlarım emellerini

Ben bu vatan için şehit oldum ana
Bizim için şehit olanlar gibi, Sakarya da
Benim gibi, canı pahasına direnenler
Destan yazmadı mı Çanakkale de, Kütahya da

Ben bu vatan için şehit oldum ana
Almadı düşmanımın bin kurşunu bedenimden canımı
Yurduma ihanet edenin değerse bir kurşunu
Akıtıverir o zaman bu yaramdan kanımı

Ben bu vatan için şehit oldum ana
Şu yurdumun her karış toprağında
Tomurcuk tomurcuk sevgi gülleri açsın diye
Kelebekler uçsun konsun diye her bir yaprağında

Hasan Yüksel

 

 

 

 

 

AİLELERİNE ALLAH'TAN SABIR DİLİYORUM.

 

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

19/2/2008 · Kategori: siir

GARİP BİR DÜNYA

Garip bir dünyada yaşıyoruz!
Birleşmiş Milletler,tüm ülkelerde on yıl önce bir araştırma yapmış ve katılan kişilere su soruyu sormuş:


"Dünyanın,ABD dışındaki ülkelerinde görülen gıda kıtlığı konusundaki kişisel görüşünüzü , Tanrı aşkı adına, lütfen,  özgür bir biçimde açıklayınız."


Ülkelerin yanıtları değerlendirildikten sonra su sonuç çıkmış: 
Çin’de "Tanrı aşkı"nın  ne olduğu bilinmiyor. 
Rusya'da "Özgür biçimde açıklama"nın ne olduğu bilinmiyor.
Afrika'da "Gıda" nın ne olduğu bilinmiyor.
Bati Avrupa'da "Kıtlık"ın ne olduğu bilinmiyor.
Doğu Avrupa'da "Kişisel görüş ün ne olduğu bilinmiyor.
Güney Amerika'da "Lütfen in ne olduğu bilinmiyor.
Ve ABD'de "ABD dışındaki ülkeler"in ne olduğu bilinmiyor..

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

aşk mı, sevgi mi?

19/2/2008 · Kategori: siir


 
 
 
 
 
 

             GÜL KIZ

 
Genç adam, işe giderken her gün yolunun
üzerindeki güllerle dolu bahçeye bakmadan
geçemezdi. Her sabah o rengarenk güller içini
neşeyle, sevinçle dolduruyordu. Günler geçtikçe
güllere bakan gözleri, bahçedeki eve takılmaya
başladı . Çünkü, son günlerde o evde, tül perdenin
gerisinde bir genç kızın siluetini görüyordu. Her
geçişinde güllere ve pencerede belli-belirsiz görünüp
kaybolan genç kıza bakmadan edemiyordu.

Bir sabah her zamankinden daha erken yola çıktı.
Bahçenin önüne geldiğinde yüreğinin titrediğini,
içinin ürperdiğini hissetti; her gün tül perdenin
arkasında gördüğü kız, bahçede gülleri suluyordu.
Güzel kız, genç adamı görünce yüzü kızararak içeri
kaçtı. Genç kızın hayali gözlerinden kaybolmasın
diye gayret eder gibi gözlerini sabit bir halde bir
güle dikerek öylece kalakaldı. Gördüğü güzelliğin
etkisinde kalmış, sevdalandığını düşünüyordu.
Genç adam, artık her gün bir öncesine göre
biraz daha erken geçiyordu, kızı tekrar görürüm
umuduyla. Fakat tüllerin gerisinde görünüp kaçan
bir siluetten başka şey göremiyor, kahroluyordu.
Genç kız da her sabah heyecanla tüller arkasına
geçiyor, genç adamın gelmesini bekliyordu.

Bir gün, genç adam bahçenin önünden geçmedi.
Genç kız gün boyunca boşuna bekledi. Ertesi gün,
daha ertesi gün yine boşuna bekledi, genç adam
gelmedi. Genç kızın yüreğine hüzün doluyordu.

Başka bir gün, yine umutsuz gözlerle yola
bakarken, bir grup insanın omuzlarında tabutla
geçtiklerini gördü genç kız. Aklından geçen
korkunç düşünceden tüm vücudunun titrediğini
hissetti, yüreği sıkıştı; yoksa genç adam ölmüş
müydü !.. Genç kız yine her gün tüllerin arkasına
geçiyor, boş gözlerle dışarı bakıyordu. Yüzü de,
artık bakmadığı, sulamadığı gülleri gibi soluyordu.

Genç adam bir gün yine geçti bahçenin önünden.
Bir aydır yattığı hastaneden sonunda çıkmış,
ilk iş olarak da güllü bahçenin önüne gelmişti.
Ama ümit içinde geldiği bahçenin önünde, gülen
yüzü asıldı; bahçedeki güller solmuş, pencere kara
perdelerle sımsıkı kapatılmıştı. Genç adam yolda
oynayan çocuklara sordu; "Bu evde kimse
yaşamıyor mu?" Bir çocuk; "İhtiyar bir kadın
yaşıyor." dedi. Genç adam cevabını duymaktan
korkarcasına, başka bir soru sordu ;
" Burada yaşayan genç kız ne oldu ?"
Çocuklardan biri atıldı; "O öldü."dedi, genç adamın
yana düşen kollarını, yaşaran gözlerini görmeden
başka bir çocuk atıldı; "Verem olmuş, dün öldü."

Yıllar sonraydı, küçük bir çocuk heyecanla
annesiyle babasının yanına koştu,
güller arasında, sallanan sandalyede
oturan ihtiyar adamı göstererek bağırdı;
"Dedem gülüyor, dedem gülüyor baba !.."
Koşarak ihtiyarın yanına gittiler, gülerken hiç
görmedikleri yüzüne baktılar. Elinde bir gül olan
ihtiyar adamın yüzüne, gerçekten bir gülümseme
yayılmıştı; biten bir hasrete seviniyormuş gibi,
yıllardır görmediği birine kavuşuyormuş gibi mutlu
bir gülümseyişti bu. Fakat gözleri kapalıydı...

Ahmet Ünal ÇAM

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

en güzel hediye:sevgi

18/2/2008 · Kategori: siir

                              HEDİYE

            Adam 3 yaşındaki kızını, pahalı bir hediyelik kaplama kağıdını ziyan ettiği için azarlamıştı. Küçük kız, koskoca bir paket altın yaldızlı kağıdı bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı....

            Yılbaşı sabahı küçük kızı, paketi getirip "Bu senin babacığım" dediğinde üzüldü. Acaba gereğinden fazla mi tepki göstermişti kızına... Bir gece önce yaptığından utandı... Ne var ki paketi açınca yeniden öfkelendi. Kutunun içi boştu... Kızına gene bağırdı.

            "Birisine bir hediye verdiğinde, kutunun içinde bir şey olması lazım. Bunu da mı bilmiyorsun küçük hanım?" Küçük kız gözlerinde yaşlarla babasına baktı, "O kutu boş değil ki baba" dedi... "İçini öpücüklerimle doldurmuştum!..." Adam öyle fena oldu ki... Koştu... Kızına sarıldı... Beraberce ağladılar.

            Adam o altın kutuyu ömrünün sonuna kadar yatağının baş ucunda sakladı. Ne zaman keyfi kaçsa, ne zaman morali bozulsa, ne zaman kendini kötü hissetse, kutuya koşar, içinden minik kızının sevgi ile doldurduğu hayali öpücüklerinden birini çıkarırdı.

            Aslında bütün anne ve babalara böyle bir altın kutuyu çocukları hiçbir karşılık beklemeden, sevgi ve öpücüklerle doldurup vermişlerdir. Hiç kimsenin hayatında bundan daha değerli bir armağana sahip olması mümkün değildir.

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

düşünelim mi biraz?

18/2/2008 · Kategori: siir

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                     

DÜŞÜNDÜREN CEVAPLAR



LÂF
Lâfı uzatanlara ne yapmak lâzım diye Farabî'ye sormuşlar, şöyle demiş:
Uzun konuşanı kısa dinlemeli.

EDEPSİZ
Cenap Şehabeddin'e:
Şu edepsize neden bir tokat vurmadın? dediklerinde, şu cevabı vermiş:
Eldivenim yoktu, iğrendim.

ELBİSE
İngiltere Kralı George ile görüştüğü sırada, Gandi'nin üzerinde her zamanki gibi beyaz örtüsü vardır. Davetten çıkınca bir gazeteci sorar:
Kıyafetiniz, bir kralla buluşmak için yeterli miydi?
Gandi, hiç aldırmadan cevap verir:
Kral, ikimize de yetecek kadar giyimliydi.

 
SIPA
Köylü, yeni doğan bir sıpayı kucağına almış evine dönerken, iki ortaokul öğrencisi kendisine takılır ve:
Hayrola amca, derler. Oğlunu nereye götürüyorsun böyle?

Adam, kendine yapılan bu terbiyesizliğe aldırmamış görünerek cevap verir:
Gittiğiniz okula kaydını yaptıracağım.

VAPUR
Necip Fazıl Kısakürek vapurla Karaköy’e geçerken, yanına biri yaklaşıp:
Üstad, diye sormuş. Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik .
Necip Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan:
Ne diye vapura bindin ki, cevabını vermiş. Yüzerek geçseydin ya  karşıya.

 
YAMA
İncili Çavuş, Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralına gönderildiğinde,elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış. Kral, bunları görünce dayanamayıp:

Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mi? diye sorunca,
İncili Çavuş:
Osmanlılar, adama göre adam gönderirler, cevabını vermiş. Beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek.


MEZAR
Amerikalı iş adamı, Çinliyle alay ederek sormuş:
Mezarlarınıza koyduğunuz pirinçleri, ölüleriniz ne zaman yiyecek?
Çinli, başını kaldırmadan cevap vermiş:
Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.

TARİF
Ekrem Hakki Ayverdi, sık sık "nasılsınız?" diye soran bir arkadaşına:
Uzun boylu, mavi gözlü, cevabını verirmiş.

 
YARIŞ
Bir ihtiyar, yaşlandığı için kendini yormamasını ve istirahat etmesini isteyenlere şu cevabı vermiş:
* Eğer bir yarışa katılmış olsaydınız, hedefinize yaklaştığınızda yavaşlar mıydınız?

 

YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL, YA DA GÖRÜNME !

 
 
 
 
 
 
 
 
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

ders alır mıyız acaba?

18/2/2008 · Kategori: siir

SENDE ÇOCUK, BENDE KUYRUK ACISI OLDUKÇA DOST OLAMAYIZ.

            Eski zamanlarda bir belde de fakir bir adam varmış. O kadar fakirmiş ki, köyün çobanı bile ondan zenginmiş. Adam bir gün dağda oduna giderken sıcaktan bunalmış. Bu vaziyette ağzını açmış sanki "Su! Su!" diye bağıran bir yılan görmüş. Adamcağız kendi kendine yılanı sulaması lazım geldiğini düşünmüş. Araya araya bir miktar su bularak yılanın üzerine dökmüş. Yılan da hakikaten susuzluktan yanmakta olduğundan adamın döktüğü suyu büyük bir zevkle yalamaya başlamış ve adamdan memnun olduğunu belirten bir tavırla oradan çekip gitmiş. Birkaç gün sonra, adam yine ormana gittiğinde yılanı görmüş, yılan da adamı görünce boynunu bir tarafa kıvırarak

            -Ne yapayım ben? Der gibi çekip gitmiş...

            Fakat adam dağdaki işini bitirip de evine dönerken yine yılanla karşılaşmış. Fakat bu sefer yılanın ağzında bir altın varmış, adamı görünce oraya adamın geçeceği yola bırakıp çekip gitmiş. Adam da altını alarak eve gelmiş. ikinci gün yılandan memnun olduğu için sevinçle bir kaba süt doldurarak yılanı gördüğü yere varmış ki yılan yine ağzında bir altınla adamı bekliyor. Adam sütü bir yere bırakmış yılan da hemen ağzındakini bırakarak süte koşmuş. Adam da altını alarak geri dönmüş ve arkadaşlık başlamış. Yani adamdan süt, yılandan altın... Derken adam zengin olup hacca gitmeye karar vermiş, oğluna da meseleyi uzun uzun anlatarak her gün bir şişe süt götürüp altını almasını söylemiş.

            Adam hacca gittikten sonra çocuk bir gün sütü götürmüş altını almış, ikinci gün, ben demiş her gün süt götüreceğime yılanı takip eder altının yerini öğrenir onu öldürürüm. Ondan sonra da altınların tamamını alır yılana süt getirmekten kurtulurum, demiş. Hakikaten ikinci gün sütü getirip altını aldıktan sonra, gitmeyip yılanı beklemiş. Yılan tam deliğine başını sokmuş, kuyruğunu da çekeceği zaman çocuk elindeki balta ile yılanın kuyruğunu kesmiş. Fakat yılan can havliyle çıkarak çocuğu sokup öldürmüş ve deliğine geri girmiş ama ölmemiş.

            Adam hacdan gelip durumu öğrenmiş ama yine de yılana minnettar olduğu için süt götürmeyi ihmal etmemiş. Bir gün sütü götürdüğünde yılana:

            -Kabahat bizim çocukta, ben sana süt getirmeye devam edeyim, sen de bana altın getirmeye devam et! dediğinde yılan getirilen sütü içip lisanı hal ile şöyle demiş:

            -Arkadaş, bu zamana kadar böyle devam ettik.

“Fakat,  bende bu kuyruk acısı, sende de çocuk acısı oldukça biz dost olamayız.”

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::

<

Pagerank Google Pagerank Checker
Linkdefteri.com Site Dizini